16 Haziran 2013 Pazar

Vali'den beyaz önlüklüler açıklaması

Bu kişilerin doktorlukla ilgisi yok. Hırsızlıktan ve cinayetten sabıkalılar Vali Mutlu twitter mesajında şunları söyledi: "Bugün gösterilerde, 3 doktorun yaralılara yardım ettiği için gözaltına alındığı haberleri medyada geniş yer aldı. Sağlık meslek kuruluşları da bu gözaltılar için temaslarda bulundu. Şimdi açıklıyorum! Doktor önlüğü giymiş olup, sağlık yardımı yaptıgı söylenen şahısların doktorlukla, sağlıkla hiçbir ilgileri yoktur! Hatta bir tanesinin 7 ayrı hırsızlık suçu bulunmaktadır! " Emniyet kaynaklarından da benzer bilgiler geldi. Yalçın Ö.’nün cinayetten sabıkalı olduğu ve geçen sene cezaevinden firar ettiği bildirildi. Faysal T.'nin ise terör örgütü propagandası yapmaktan suç kaydı bulunduğu bildirildi. Ali R. K.nın ise hırsızlıktan 7 ayrı kaydı bulunduğu açıklandı.

Gezi Parkı'ndan İsrail Tezgahı Çıktı

Washington'daki en etkin İsrail kuruluşu American Enterprise Institute'nin, ABD'li 'NeoCon'larla Şubat ayında olası bir 'İstanbul İsyanı'nı masaya yatırdığı ortaya çıktı. 6 Türk'ün de yer aldığı simülasyonda Taksim Meydanı'nı Tahrirleştirme senaryoları tartışıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın '3 ay önceden bilgimiz vardı' dediği Gezi Parkı eylemlerinin, olaylar başlamadan aylar önce ABD'deki bir düşünce kuruluşunda tartışıldığı ortaya çıktı. Yahudi lobisi AIPAC'in desteğiyle faaliyetlerini sürdüren Amerikan Girişimcilik Enstitüsü'nde (American Enterprise Institute, AEI) geçtiğimiz şubat ayında yapılan toplantıda 'apolitik Türk gençliğini sokağa indirerek canlı tutmak' için 'İstanbul İsyanı' senaryosu masaya yatırıldı. AK Parti Hükümeti'nin faaliyetleri ve Türkiye'nin son 10 yılının ele alındığı toplantının katılımcıları ise 'Ortadoğu' denildiğinde dünya çapında tanıdık isimler olan NeoCon'lar: Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Bernard Lewis, Elliot Abrams, Richard Perle, John Bolton, William Kristol ve Douglas Feith. TAKSİM'İ TAHRİR YAPALIM 2007 yılında dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'nun öldürülüp Taksim'de büyük bir bombanın patlatılması gibi senaryoların tartışıldığı Hudson Enstitüsü'ne de (Hudson Institute) danışmanlık yapan Amerikan yeni-muhafazakar lobisinin simge isimleri, şubat ayındaki oturumda Ortadoğu bölgesi politikalarını Türkiye ile Mısır ekseninde ele aldı. Amerikan Girişimcilik Entstitüsü'nün ev sahipliğindeki toplantıya Türkiye'den de 6 isim katılırken, oturumda adeta bugünlerde İstanbul'da meydana gelen olayların simülasyonu yapıldı. Masanın etrafındaki isimlerden biri, Taksim Meydanı'nı Tahrir'e çevirerek dünya kamuoyuna 'Türk Baharı' izleniminin verilebileceğini şu ifadelerle anlattı: 'Dünyadaki her meydanın bir kimliği var. Taksim, 1 Mayıs olayları ile anılıyor. Halkın büyük gösteriler yapması Taksim'e bir kimlik kazandırır. O zaman Taksim de tıpkı bir Tahrir gibi kimlik kazanır...' SOKAKLAR CANLI TUTULSUN Amerika'daki İsrail lobisinin ev sahipliğinde yapılan toplantıda 'İstanbul İsyanı'nın nasıl çıkarılabileceği tartışılırken, karanlık masadan yükselen sesler şu cümleler etrafında şekillendi: 'Türk gençliği apolitik bir gençliktir. Hayatta hiçbir protestoya katılmamış olan gençler meydanlara inerse zaman içinde mecburen politikleşir. Sokaklar canlı tutulmalı. Arap ülkelerinde özgürlükler, demokrasi beklentisi ve sivil anayasa gibi konular toplumu sokağa dökerken Türkiye'de tam tersi siyasi gruplar, ulusal sol hareketler ilerici hedefler ortaya koyamayacakları için meydanı bir halk hareketine dönüştürmek çok zor olacaktır. Örgütler arasında birliği sağlamak şart. Bu olmazsa, 'Arap Baharı'nın tersine, Türkiye'deki halk hareketi kendi içerisinde bir çatışmaya dönüşebilir. Özgürlük için meydana çıkan gençlerin örgütlü olmaması, meydanın başkalarına terk edilmesi sonucunu doğurur. Diğer yandan Türkiye'deki bir halk hareketinin hükümeti yıkabileceği düşünülmüyor. Arap ülkelerinin aksine, devlet AKP'nin elinde olsa bile sandık var, halk son sözü sandıkta söyleyebiliyor.' Destek İsrail lobisinden Washington'daki en güçlü lobi olarak gösterilen Amerika-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) İsrail'e yapılan ABD yardımlarında en büyük dilimi alan kurum. Türkiye İsrail ilişkilerinin sekteye uğramasıyla birlikte, AIPAC'in finanse ettiği Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute, AEI), Hudson Enstitüsü (Hudson Institute), Ortadoğu politikası için Washington Enstitüsü (Washington Institute for Near East Policy, WINEP) gibi yeni-muhafazakar Neo-Con politikaların geliştirildiği düşünce kuruluşları da yaptığı analizlerle Türkiye karşıtlığı oluşturmaya çalışıyor. İsrail lobisinin 'entellektüel' kuruluşları, özellikle Mavi Marmara baskınının ardından sözkonusu kırkırtıcı senaryolara hız verdi. Bu kuruluşlar, Amerikan derin devletinin temel unsurlarının içinde yer alan NSA, CIA, DIA, Pentagon ve FBI gibi kurumları, başta Suriye konusu olmak üzere, İsrail lehine yönlendirmeye çalışıyor. Muhtemel bir 'İstanbul İsyanı'nın ele alındığı toplantıya katılan NeoCon'ların her biri, İsrail güdümündeki düşünce kuruluşlarına danışmanlık yaparak, katıldıkları her oturum için 40 ila 80 bin dolar arasında ücret alıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan olayda, CNN televizyonunun canlı yayınında Başbakan Erdoğan'ın danışmanı İbrahim Kalın'a sansür uygulayan 'savaş muhabiri' Christiane Amanpour'un, AIPAC'te söz sahibi isimlerden Yahudi asıllı ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Eric J. Rubin'in eşi olması da dikkat çekiyor. Gazete ilanına ilaç gibi yardım Gezi Parkı eylemlerine destek olmak için Amerikan New York Times gazetesine verilen ilanın parasını büyük ölçüde Yahudi sermayeli Rafagen adlı ilaç firması karşıladı. Oltaç Ünsal, Murat Aktihanoglu ve Duygu Atacan tarafından 'indiegogo.com' isimli internet sitesi üzerinden başlatılan bağış kampanyasına 24 saat içinde 55 bin dolar bağış yapılırken, bugüne kadar 2 bin 653 kişinin yardım yaptığı organizasyonda toplamda 108 bin 371 dolarlık para birikti. Bu paranın 40 bin doları Rafagen firmasından geldi. New York Times'a Gezi Parkı ilanı için 55 bin dolar verilirken, geriye kalan 53 bin 371 doları üç kafadarın ne yaptığı, nereye harcadığı merak konusunu oldu. 100. yıl öncesi lobi ittifakı Los Angeles ve San Francisco gibi, Ermeni nüfusun yoğun olduğu California eyaletinde lobi çalışmalarına dönük hareketlilik dikkat çekiyor. Zira Ermeni lobisi, büyük bir trajedinin başlangıç vuruşu olan tehcir kararının 100. yıldönümü yaklaşırken hummalı bir çalışma içinde. 1915'teki sürgün kararının 100. yıldönümü için son iki yıla giriliyor. Ermeni lobisi Yahudi lobileri ile son bir yıl içinde 51 toplantı gerçekleştirdi. Ermeni lobisi 2015 yılı için şimdiden fonlar üzerinden para toplamaya başladı. Amerikan medyası gündemini unuttu Taksim'e adeta kamp kurup Gezi Parkı eylemini ara vermeksizin saatlerce ekranlarına taşıyan CNN'in bu çabasının altından başka gerçekler çıktı. Sürekli tekrarlanan görüntüleri sanki Türkiye'de savaş çıkmış ya da kimyasal silah kullanılmış gibi izleyicilerine aktaran CNN, Gezi Parkı ile aynı döneme denk gelen bazı skandalları örtmeyi tercih etti. Reyhanlı'da 52 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı yalnızca altyazı geçerek duyuran CNN, Taksim Meydanı'nı ise saatlerce canlı yayında verip, Amerikan Dış İşleri Bakanlığı'nda görevli bir diplomatın fahişelerle para karşılığı birlikte olduğu ve bunun bakanlık tarafından örtülmeye çalışıldığı haberlerini izleyicilerden gizlemeye çalıştı. Gezi olaylarından bir gün önce ortaya çıkan skandalın üzerini Taksim'le kapatan CNN, Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'nın bütün ABD'lileri izlediğini ortaya çıkaran Yahudi asıllı gence de haberlerinde hiç yer vermemesi dikkat çekti. Kaynak: Yenişafak

15 Haziran 2013 Cumartesi

Turkey's Tayyip Erdoğan gets brutal on protests in Istanbul's Gezi Park ...

Şahan Gökbakar'dan Necati Şaşmaz Gezi Parkı Taklidi

Necati Şaşmaz'ın Gezi Parkı Konuşması

Gezi Parkı İsteklerine Bir de Şöyle Bakalım

Taksim sözcüleri Bülent Arınç’a isteklerini sundular. Ne bu istekler bakalım:
(Özellikle istek 7 ve sonrasına dikkat ediniz)
 
İstek 1 : Gezi parkı park olarak kalmalıdır. Taksim gezi parkına Topçu Kışlası veya herhangi bir bina yapılmamalıdır. Proje iptal edilmelidir.
Görüş: Kabul edilebilir, üstünde konuşulabilir makul bir istek.
 
İstek2: Atatürk Kültür Merkezinin yıkılmasına ilişkin girişimler durdurulsun.
Görüş: Burası zaten arkasında kalan otopark ile birleştirilip. Daha iyi daha büyük bir bina ile yine adı ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ kalacak şekilde yeniden inşa edilecekti!
 
İstek 3: Ankara, İstanbul ve Hatay şehirlerindeki Vali ve emniyet müdürü görevden alınsın.
Görüş: Amacımız kafa karıştırmak değil ama neden seçenekler arasında örneğin “İzmir” yok? Yada başka bir şehir yok? Çok sübjektif bir istek.  Burada gerçekten buna kim sebep oldu? Vali mi oldu? Polis mi oldu? Emniyet müdürü mü sebep oldu? Oradaki provokatif gruplar mı sebep oldu?
 
İstek4: Gaz bombası ve benzeri materyaller kullanılmasın.
Görüş: Vatandaş olarak bunu sonuna kadar destekliyoruz.
 
İstek5: Gözaltına alınanlar serbest bırakılsın.
Görüş: Hiçbir suçu olmayan normal vatandaşlarımız zaten 1-2 saat içinde serbest bırakılıyor. Lakin 05.06.13 tarihinde yabancı ajanlar yakalandı! Görüntüleri var. Bu kişiler yabancı istihbarat servis elemanlarıdır. Bir kısmı makul bir kısmı makul olmayan bir istek.
 
İstek 6: Tüm meydanlar kamusal gösteriye açılsın
Görüş: Kabul edilebilir, üstünde konuşulabilir makul bir istek.
 
İstek 7: 3.köprü yapılmasın!
Görüş: Nedendir bilinmez ama bu görüş aylardır Türkiye’ye karşı birçok Avrupa birliği üyesi ve büyük şirketler tarafından dayatılıyor. Türkiye’nin oradaki ekonomik genleşmesinin önünü kesmek isteyen birçok yabancı düşünce kuruluşu tarafından ayladır bu baskı var.
 
İstek 8: HES(Hidro Elektrik Santrali) yapılmasın.
Görüş: Yapılmasın ve Türkiye 60milyar dolar cari açık vermeye devam etsin?! Türk ekonomisinin önünü kesmek adına yine önümüze çıkan bir istek! Kimler bunu bize aylardır diretiyor? Almanya ve İngiltere başta olmaz üzere bazı batı ülkeleri!
 
İstek9: Alevi yurttaşların talepleri kabul edilsin.
Görüş: Yıllardır başbakanın, medyanın, bakanların söylediği bir şey var unutmayalım! :”Alevi vatandaşlara Türkiye Cumhuriyeti haksızlık yapmıştır! Bu haksızlığın giderilmesi gerekmektedir” Alevilere yapılan bazı hatalar ise şuanki hükümetin hataları mıdır? Yoksa darbelerin başımıza getirdiği para babalarının hataları mıdır?
 
İstek10: Kanal İstanbul Açılmasın!
Görüş: Kanal İstanbul açılmasın diye İngiltere Türkiye’ye aylardır baskı yapıyor! Diyor ki “Montrö anlaşmasına uy! Kanal İstanbul’u sakın açma! Boğazların kullanımıyla ilgili TC adına en küçük bir tasarrufta bulunma. Yani diyor ki: Biz kurtuluş savaşı sırasında seni sıkıştırmıştık. Güçsüzdün imzalattık istediğimiz her şeyi. Şimdi sen o bizim imzalattığımız kalıptan çıkamazsın kanal İstanbul’u açmak gibi bir teşebbüs de bulunamazsın! Nedendir bilinmez İngilizlerin aylardır yıllardır dayattığı bu istek gelmiş bizim gezi parkı listemize nerden girmişse girmiş!
 
İstek 11: 3.Hava yolu yapılmasın!
Görüş: Türk Hava Yolları, Almanya’nın hava şirketi olan Lufthansa’yı geçmek üzeri! Dünyanın en güçlü hava yolu Lufthansa’dir. THY Lufthansa’yı geçti geçecek. Aralarında kıl payı fark var! İstanbul’a 3.hava yolu açıldığı zaman, Lufthansa’nın Almanya’da yaptığı transferlerin hepsi İstanbul’a taşınacak! Yani ortalama 100milyon yolcu demek bu!
Lufthansa aylardan beri Türkiye’de basın yoluyla 3.havalimanını itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
 
Burada 4 konumuz var!
İngiltere Türkiye’ye şu şekilde tehdit ediyor: “Kanal İstanbul’u açma açarsan Montrö Anlaşmasını bozarsın ve biz artık Türkiye’yi tanımayız” diye yıllardır baskı yapıyor!
Almanya ve Lufthansa aylardır Türk hükümetini ve ulaştırma bakanlığını tehdit ediyor! 100milyon kişilik havalimanını açarsan Almanya’daki Lufthansa hava yolu iptal olur diye aylardır THY’yi, Türkiye cumhuriyetinde %66sı alman sermayesi olan medya da itibarsızlaştırıyorlar. (bkz: yok kırmızı ruj sürdün, etek boyu uzundu kısaydı, THY bunu yaptı, şunu yaptı, ,içkiyi yasakladı! Gibi)
HESler yapılmasın! Neden? Çünkü Almanya ve İngiltere’ye olan bağımlılığımız azalacak. 60milyar verdiğimiz cari açık düşecek!
 
Bütün bunları birleştirdiğimizde bu koalisyon kendini ele veriyor. Kim oldukları belli!
Bu koalisyonun içinde, Türkiye’deki bankacılık lobisi var, finansal Ergenekon var, uluslar arası finansal lobiler var.

Taksim Dayanışma Platformu kararını açıkladı

Taksim Dayanışma Platformu tekil çadırlar yerine ortak bir çadır altında buluşmaya karar verildiğini açıkladı.
Karar şöyle duyuruldu: "Geziyi ferahlatmak ve düzenlemek için bileşenlerimizden bazıları tekil çadırlar yerine Dayanışma Çadırı içinde toplanma kararı vermişlerdir." 

Twitter'dan yapılan bir önceki açıklamada "Taksim Dayanışması toplantısında, bazı kurumlar ve partiler ortak bir Taksim Dayanışma çadırı altında buluşmaya karar verdi. Karar dayanışmanın bütün bileşenlerini kapsamamaktadır. Kararı alan kurumlar kendi açıklamalarını yapacaklardır"denildi.
"ŞİDDETLE KINIYORUZ"

Taksim Dayanışma Platformu, ayrıca başörtülü kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen saldırıları da kınadı. Açıklama şöyle:

"Geçtiğimiz günlerde kimi şahıslar ve gruplar tarafından, basına da yansıdığı gibi Kabataş’ta ve basına yansımamış da olsa farklı yerlerde başörtülü kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen taciz ve saldırı olaylarını şiddetle kınıyoruz. Hükümetin politikalarına dair öfkenin başörtülü kadınlara yöneltilmesi kabul edilemez. Bu korkunç olayların failleri katiyen Gezi Parkı direnişinin bir parçası değildir. Saldırganlarla Gezi Parkı direnişçileri bir tutularak, direnişin itibarsızlaştırılmasına göz yummayacağız. Yaşanan saldırının politik
bir malzeme haline getirilmesini değil, suçluların bir an once bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz.
"

 


"EYLEMLERE DEVAM"

Dün akşam saat 19.00 sıralarında başlayan toplantı sabah 04.00 sıralarında sona erdi. Toplantı ile ilgili açıklamada "Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz." ifadelerine yer verildi.

İŞTE O AÇIKLAMA

"Taksim gezi parkında ağaç katliamını durdurmak için başlayan direnişimiz, Gezi Parkı sınırlarını aşarak İstanbul halkının ve ardından Türkiye’nin dört bir yanından yurttaşların onbir yıllık AKP İktidarına karşı birikmiş olan öfkesi ile buluştu. Yüz binlerce insan sokaklarda direnişlerinin 18’inci gününü tamamladılar.

Bu memleket topraklarının tanık olduğu en büyük hak arama mücadelelerinden biri olarak tarih sahnesinde yer alan bu direniş daha ilk günden başlayarak yoğun polis şiddetinin hedefi oldu. Yaşam hakkı dahil tüm insan haklarının ayaklar altına alındığı bir süreç içindeyiz. Ancak bu zulüm; kalabalıkları dağıtacağı yerde büyüttü, birbirlerini mücadele içinde tanıyan insanların dayanışmasını güçlendirdi, bütün canlıları boğan gaz bombalarının altında her türlü şiddete karşı sokakları doldurdu, direnişi birleştirdi ve bir halk hareketine dönüştürdü.

Direnişin başlangıcından beri ortaya konulan son derece açık ve haklı talepleri hükümet öncelikle görmezden gelme tavrı aldı. Ardından direnişi bölme, provoke etme ve meşruiyetini zedeleme çabaları içerisinde oldu. Yerel ve uluslar arası kamuoyu önünde iktidar meşruiyetini  yitirerek amacına ulaşamadı. Haklı direnişimizin baskısıyla taleplerini muhatap alma ve tartışma noktasına geldi. Ancak bu daha başlangıç ve mücadele devam ediyor.

Bu direniş sırasında polis şiddetinin bir neticesi olarak 18 gün içerisinde 4 yurttaşımız; Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert ve Mustafa Sarı hayatını kaybetti. Pek çok yurttaşımız görme, işitme ve uzuv kaybına neden olacak şekilde yaralandı. Öldürülen arkadaşlarımızın acısını yüreklerimizde hissediyor ve en temel demokratik haklarını kullanırken öldürüldüklerini hatırlatıyoruz. Henüz bu ölümlerin sorumluları hakkında ciddi bir işlem başlatılmamış olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz, bu şiddetin sorumlularının yargı önünde hesap vermesinin takipçisi olacağız. Ayrıca polisin keyfi gözaltı politikası nedeniyle birçok kişi halen gözaltında tutulmaktadır. Taksim Gezi Parkıdirenişçileri ve Taksim Dayanışması olarak ülkenin dört bir yanında direnişe katıldığı için gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Bu süre içerisinde üzerimizde yürütülen şiddet politikalarına rağmen farklı eğilimlerin zenginliği ile bir araya gelebildiğimizi, tartışabildiğimizi, ortaklıklar yaratabildiğimizi ve birlikte mücadele edebildiğimizi gördük. Zayıflık olarak kabul edilen çoğulcu demokrasi, çoğunlukçuluğun karşısında bir direniş odağı oluşturmamızı sağladı. İktidarın üzerinden yükseldiği rant ve ekolojik tahribat politikaları karşısında yüz binlerce insan gezi parkında ağaçları savunarak kendi hayatlarını ve özgürlüklerini savundular. Gezi direnişi bir özgürlük alanı olarak polis şiddetine karşı barışçıl tutumunu korumayı bildi.

Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir.

Direnişimizin 18.gününde 15 Haziran cumartesi günü içindeki tüm canlılar ile beraber parkımız ve kentimiz, ağaçlarımız, yaşam alanlarımız, özel yaşamımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için Taksim Dayanışması olarak nöbete devam ediyoruz. Taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu direniş, Taksim Dayanışmasının kolektif iradesinin yansıması ve bütünlüklü bir mücadelenin ortak bayrağı olacaktır. Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz. Şu anda 18 gün öncesine oranla çok daha güçlü, örgütlü ve umutluyuz."