16 Haziran 2013 Pazar
Vali'den beyaz önlüklüler açıklaması
Bu kişilerin doktorlukla ilgisi yok. Hırsızlıktan ve cinayetten sabıkalılar
Vali Mutlu twitter mesajında şunları söyledi:
"Bugün gösterilerde, 3 doktorun yaralılara yardım ettiği için gözaltına alındığı haberleri medyada geniş yer aldı. Sağlık meslek kuruluşları da bu gözaltılar için temaslarda bulundu. Şimdi açıklıyorum! Doktor önlüğü giymiş olup, sağlık yardımı yaptıgı söylenen şahısların doktorlukla, sağlıkla hiçbir ilgileri yoktur! Hatta bir tanesinin 7 ayrı hırsızlık suçu bulunmaktadır! "
Emniyet kaynaklarından da benzer bilgiler geldi. Yalçın Ö.’nün cinayetten sabıkalı olduğu ve geçen sene cezaevinden firar ettiği bildirildi. Faysal T.'nin ise terör örgütü propagandası yapmaktan suç kaydı bulunduğu bildirildi. Ali R. K.nın ise hırsızlıktan 7 ayrı kaydı bulunduğu açıklandı.
Gezi Parkı'ndan İsrail Tezgahı Çıktı
Washington'daki en etkin İsrail kuruluşu American Enterprise Institute'nin, ABD'li 'NeoCon'larla Şubat ayında olası bir 'İstanbul İsyanı'nı masaya yatırdığı ortaya çıktı. 6 Türk'ün de yer aldığı simülasyonda Taksim Meydanı'nı Tahrirleştirme senaryoları tartışıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın '3 ay önceden bilgimiz vardı' dediği Gezi Parkı eylemlerinin, olaylar başlamadan aylar önce ABD'deki bir düşünce kuruluşunda tartışıldığı ortaya çıktı. Yahudi lobisi AIPAC'in desteğiyle faaliyetlerini sürdüren Amerikan Girişimcilik Enstitüsü'nde (American Enterprise Institute, AEI) geçtiğimiz şubat ayında yapılan toplantıda 'apolitik Türk gençliğini sokağa indirerek canlı tutmak' için 'İstanbul İsyanı' senaryosu masaya yatırıldı. AK Parti Hükümeti'nin faaliyetleri ve Türkiye'nin son 10 yılının ele alındığı toplantının katılımcıları ise 'Ortadoğu' denildiğinde dünya çapında tanıdık isimler olan NeoCon'lar: Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Bernard Lewis, Elliot Abrams, Richard Perle, John Bolton, William Kristol ve Douglas Feith.
TAKSİM'İ TAHRİR YAPALIM
2007 yılında dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'nun öldürülüp Taksim'de büyük bir bombanın patlatılması gibi senaryoların tartışıldığı Hudson Enstitüsü'ne de (Hudson Institute) danışmanlık yapan Amerikan yeni-muhafazakar lobisinin simge isimleri, şubat ayındaki oturumda Ortadoğu bölgesi politikalarını Türkiye ile Mısır ekseninde ele aldı. Amerikan Girişimcilik Entstitüsü'nün ev sahipliğindeki toplantıya Türkiye'den de 6 isim katılırken, oturumda adeta bugünlerde İstanbul'da meydana gelen olayların simülasyonu yapıldı. Masanın etrafındaki isimlerden biri, Taksim Meydanı'nı Tahrir'e çevirerek dünya kamuoyuna 'Türk Baharı' izleniminin verilebileceğini şu ifadelerle anlattı: 'Dünyadaki her meydanın bir kimliği var. Taksim, 1 Mayıs olayları ile anılıyor. Halkın büyük gösteriler yapması Taksim'e bir kimlik kazandırır. O zaman Taksim de tıpkı bir Tahrir gibi kimlik kazanır...'
SOKAKLAR CANLI TUTULSUN
Amerika'daki İsrail lobisinin ev sahipliğinde yapılan toplantıda 'İstanbul İsyanı'nın nasıl çıkarılabileceği tartışılırken, karanlık masadan yükselen sesler şu cümleler etrafında şekillendi: 'Türk gençliği apolitik bir gençliktir. Hayatta hiçbir protestoya katılmamış olan gençler meydanlara inerse zaman içinde mecburen politikleşir. Sokaklar canlı tutulmalı. Arap ülkelerinde özgürlükler, demokrasi beklentisi ve sivil anayasa gibi konular toplumu sokağa dökerken Türkiye'de tam tersi siyasi gruplar, ulusal sol hareketler ilerici hedefler ortaya koyamayacakları için meydanı bir halk hareketine dönüştürmek çok zor olacaktır. Örgütler arasında birliği sağlamak şart. Bu olmazsa, 'Arap Baharı'nın tersine, Türkiye'deki halk hareketi kendi içerisinde bir çatışmaya dönüşebilir. Özgürlük için meydana çıkan gençlerin örgütlü olmaması, meydanın başkalarına terk edilmesi sonucunu doğurur. Diğer yandan Türkiye'deki bir halk hareketinin hükümeti yıkabileceği düşünülmüyor. Arap ülkelerinin aksine, devlet AKP'nin elinde olsa bile sandık var, halk son sözü sandıkta söyleyebiliyor.'
Destek İsrail lobisinden
Washington'daki en güçlü lobi olarak gösterilen Amerika-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) İsrail'e yapılan ABD yardımlarında en büyük dilimi alan kurum. Türkiye İsrail ilişkilerinin sekteye uğramasıyla birlikte, AIPAC'in finanse ettiği Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute, AEI), Hudson Enstitüsü (Hudson Institute), Ortadoğu politikası için Washington Enstitüsü (Washington Institute for Near East Policy, WINEP) gibi yeni-muhafazakar Neo-Con politikaların geliştirildiği düşünce kuruluşları da yaptığı analizlerle Türkiye karşıtlığı oluşturmaya çalışıyor. İsrail lobisinin 'entellektüel' kuruluşları, özellikle Mavi Marmara baskınının ardından sözkonusu kırkırtıcı senaryolara hız verdi. Bu kuruluşlar, Amerikan derin devletinin temel unsurlarının içinde yer alan NSA, CIA, DIA, Pentagon ve FBI gibi kurumları, başta Suriye konusu olmak üzere, İsrail lehine yönlendirmeye çalışıyor. Muhtemel bir 'İstanbul İsyanı'nın ele alındığı toplantıya katılan NeoCon'ların her biri, İsrail güdümündeki düşünce kuruluşlarına danışmanlık yaparak, katıldıkları her oturum için 40 ila 80 bin dolar arasında ücret alıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan olayda, CNN televizyonunun canlı yayınında Başbakan Erdoğan'ın danışmanı İbrahim Kalın'a sansür uygulayan 'savaş muhabiri' Christiane Amanpour'un, AIPAC'te söz sahibi isimlerden Yahudi asıllı ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Eric J. Rubin'in eşi olması da dikkat çekiyor.
Gazete ilanına ilaç gibi yardım
Gezi Parkı eylemlerine destek olmak için Amerikan New York Times gazetesine verilen ilanın parasını büyük ölçüde Yahudi sermayeli Rafagen adlı ilaç firması karşıladı. Oltaç Ünsal, Murat Aktihanoglu ve Duygu Atacan tarafından 'indiegogo.com' isimli internet sitesi üzerinden başlatılan bağış kampanyasına 24 saat içinde 55 bin dolar bağış yapılırken, bugüne kadar 2 bin 653 kişinin yardım yaptığı organizasyonda toplamda 108 bin 371 dolarlık para birikti. Bu paranın 40 bin doları Rafagen firmasından geldi. New York Times'a Gezi Parkı ilanı için 55 bin dolar verilirken, geriye kalan 53 bin 371 doları üç kafadarın ne yaptığı, nereye harcadığı merak konusunu oldu.
100. yıl öncesi lobi ittifakı
Los Angeles ve San Francisco gibi, Ermeni nüfusun yoğun olduğu California eyaletinde lobi çalışmalarına dönük hareketlilik dikkat çekiyor. Zira Ermeni lobisi, büyük bir trajedinin başlangıç vuruşu olan tehcir kararının 100. yıldönümü yaklaşırken hummalı bir çalışma içinde. 1915'teki sürgün kararının 100. yıldönümü için son iki yıla giriliyor. Ermeni lobisi Yahudi lobileri ile son bir yıl içinde 51 toplantı gerçekleştirdi. Ermeni lobisi 2015 yılı için şimdiden fonlar üzerinden para toplamaya başladı.
Amerikan medyası gündemini unuttu
Taksim'e adeta kamp kurup Gezi Parkı eylemini ara vermeksizin saatlerce ekranlarına taşıyan CNN'in bu çabasının altından başka gerçekler çıktı. Sürekli tekrarlanan görüntüleri sanki Türkiye'de savaş çıkmış ya da kimyasal silah kullanılmış gibi izleyicilerine aktaran CNN, Gezi Parkı ile aynı döneme denk gelen bazı skandalları örtmeyi tercih etti. Reyhanlı'da 52 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı yalnızca altyazı geçerek duyuran CNN, Taksim Meydanı'nı ise saatlerce canlı yayında verip, Amerikan Dış İşleri Bakanlığı'nda görevli bir diplomatın fahişelerle para karşılığı birlikte olduğu ve bunun bakanlık tarafından örtülmeye çalışıldığı haberlerini izleyicilerden gizlemeye çalıştı. Gezi olaylarından bir gün önce ortaya çıkan skandalın üzerini Taksim'le kapatan CNN, Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'nın bütün ABD'lileri izlediğini ortaya çıkaran Yahudi asıllı gence de haberlerinde hiç yer vermemesi dikkat çekti.
Kaynak: Yenişafak
15 Haziran 2013 Cumartesi
Gezi Parkı İsteklerine Bir de Şöyle Bakalım
Taksim sözcüleri Bülent Arınç’a isteklerini sundular. Ne bu istekler bakalım:
İstek 1 : Gezi parkı park olarak kalmalıdır. Taksim gezi parkına Topçu Kışlası veya herhangi bir bina yapılmamalıdır. Proje iptal edilmelidir.
Görüş: Kabul edilebilir, üstünde konuşulabilir makul bir istek.
Lufthansa aylardan beri Türkiye’de basın yoluyla 3.havalimanını itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
Almanya ve Lufthansa aylardır Türk hükümetini ve ulaştırma bakanlığını tehdit ediyor! 100milyon kişilik havalimanını açarsan Almanya’daki Lufthansa hava yolu iptal olur diye aylardır THY’yi, Türkiye cumhuriyetinde %66sı alman sermayesi olan medya da itibarsızlaştırıyorlar. (bkz: yok kırmızı ruj sürdün, etek boyu uzundu kısaydı, THY bunu yaptı, şunu yaptı, ,içkiyi yasakladı! Gibi)
HESler yapılmasın! Neden? Çünkü Almanya ve İngiltere’ye olan bağımlılığımız azalacak. 60milyar verdiğimiz cari açık düşecek!
(Özellikle istek 7 ve sonrasına dikkat ediniz)
Görüş: Kabul edilebilir, üstünde konuşulabilir makul bir istek.
İstek2: Atatürk Kültür Merkezinin yıkılmasına ilişkin girişimler durdurulsun.
Görüş: Burası zaten arkasında kalan otopark ile birleştirilip. Daha iyi daha büyük bir bina ile yine adı ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ kalacak şekilde yeniden inşa edilecekti!
İstek 3: Ankara, İstanbul ve Hatay şehirlerindeki Vali ve emniyet müdürü görevden alınsın.
Görüş: Amacımız kafa karıştırmak değil ama neden seçenekler arasında örneğin “İzmir” yok? Yada başka bir şehir yok? Çok sübjektif bir istek. Burada gerçekten buna kim sebep oldu? Vali mi oldu? Polis mi oldu? Emniyet müdürü mü sebep oldu? Oradaki provokatif gruplar mı sebep oldu?
İstek4: Gaz bombası ve benzeri materyaller kullanılmasın.
Görüş: Vatandaş olarak bunu sonuna kadar destekliyoruz.
İstek5: Gözaltına alınanlar serbest bırakılsın.
Görüş: Hiçbir suçu olmayan normal vatandaşlarımız zaten 1-2 saat içinde serbest bırakılıyor. Lakin 05.06.13 tarihinde yabancı ajanlar yakalandı! Görüntüleri var. Bu kişiler yabancı istihbarat servis elemanlarıdır. Bir kısmı makul bir kısmı makul olmayan bir istek.
İstek 6: Tüm meydanlar kamusal gösteriye açılsın
Görüş: Kabul edilebilir, üstünde konuşulabilir makul bir istek.
İstek 7: 3.köprü yapılmasın!
Görüş: Nedendir bilinmez ama bu görüş aylardır Türkiye’ye karşı birçok Avrupa birliği üyesi ve büyük şirketler tarafından dayatılıyor. Türkiye’nin oradaki ekonomik genleşmesinin önünü kesmek isteyen birçok yabancı düşünce kuruluşu tarafından ayladır bu baskı var.
İstek 8: HES(Hidro Elektrik Santrali) yapılmasın.
Görüş: Yapılmasın ve Türkiye 60milyar dolar cari açık vermeye devam etsin?! Türk ekonomisinin önünü kesmek adına yine önümüze çıkan bir istek! Kimler bunu bize aylardır diretiyor? Almanya ve İngiltere başta olmaz üzere bazı batı ülkeleri!
İstek9: Alevi yurttaşların talepleri kabul edilsin.
Görüş: Yıllardır başbakanın, medyanın, bakanların söylediği bir şey var unutmayalım! :”Alevi vatandaşlara Türkiye Cumhuriyeti haksızlık yapmıştır! Bu haksızlığın giderilmesi gerekmektedir” Alevilere yapılan bazı hatalar ise şuanki hükümetin hataları mıdır? Yoksa darbelerin başımıza getirdiği para babalarının hataları mıdır?
İstek10: Kanal İstanbul Açılmasın!
Görüş: Kanal İstanbul açılmasın diye İngiltere Türkiye’ye aylardır baskı yapıyor! Diyor ki “Montrö anlaşmasına uy! Kanal İstanbul’u sakın açma! Boğazların kullanımıyla ilgili TC adına en küçük bir tasarrufta bulunma. Yani diyor ki: Biz kurtuluş savaşı sırasında seni sıkıştırmıştık. Güçsüzdün imzalattık istediğimiz her şeyi. Şimdi sen o bizim imzalattığımız kalıptan çıkamazsın kanal İstanbul’u açmak gibi bir teşebbüs de bulunamazsın! Nedendir bilinmez İngilizlerin aylardır yıllardır dayattığı bu istek gelmiş bizim gezi parkı listemize nerden girmişse girmiş!
İstek 11: 3.Hava yolu yapılmasın!
Görüş: Türk Hava Yolları, Almanya’nın hava şirketi olan Lufthansa’yı geçmek üzeri! Dünyanın en güçlü hava yolu Lufthansa’dir. THY Lufthansa’yı geçti geçecek. Aralarında kıl payı fark var! İstanbul’a 3.hava yolu açıldığı zaman, Lufthansa’nın Almanya’da yaptığı transferlerin hepsi İstanbul’a taşınacak! Yani ortalama 100milyon yolcu demek bu!Lufthansa aylardan beri Türkiye’de basın yoluyla 3.havalimanını itibarsızlaştırmaya çalışıyor.
Burada 4 konumuz var!
İngiltere Türkiye’ye şu şekilde tehdit ediyor: “Kanal İstanbul’u açma açarsan Montrö Anlaşmasını bozarsın ve biz artık Türkiye’yi tanımayız” diye yıllardır baskı yapıyor!Almanya ve Lufthansa aylardır Türk hükümetini ve ulaştırma bakanlığını tehdit ediyor! 100milyon kişilik havalimanını açarsan Almanya’daki Lufthansa hava yolu iptal olur diye aylardır THY’yi, Türkiye cumhuriyetinde %66sı alman sermayesi olan medya da itibarsızlaştırıyorlar. (bkz: yok kırmızı ruj sürdün, etek boyu uzundu kısaydı, THY bunu yaptı, şunu yaptı, ,içkiyi yasakladı! Gibi)
HESler yapılmasın! Neden? Çünkü Almanya ve İngiltere’ye olan bağımlılığımız azalacak. 60milyar verdiğimiz cari açık düşecek!
Bütün bunları birleştirdiğimizde bu koalisyon kendini ele veriyor. Kim oldukları belli!
Bu koalisyonun içinde, Türkiye’deki bankacılık lobisi var, finansal Ergenekon var, uluslar arası finansal lobiler var.
Taksim Dayanışma Platformu kararını açıkladı
Taksim Dayanışma Platformu tekil çadırlar yerine ortak bir çadır altında buluşmaya karar verildiğini açıkladı.
Karar şöyle duyuruldu: "Geziyi ferahlatmak ve düzenlemek için bileşenlerimizden bazıları tekil çadırlar yerine Dayanışma Çadırı içinde toplanma kararı vermişlerdir."
Twitter'dan yapılan bir önceki açıklamada "Taksim Dayanışması toplantısında, bazı kurumlar ve partiler ortak bir Taksim Dayanışma çadırı altında buluşmaya karar verdi. Karar dayanışmanın bütün bileşenlerini kapsamamaktadır. Kararı alan kurumlar kendi açıklamalarını yapacaklardır"denildi.
Karar şöyle duyuruldu: "Geziyi ferahlatmak ve düzenlemek için bileşenlerimizden bazıları tekil çadırlar yerine Dayanışma Çadırı içinde toplanma kararı vermişlerdir."
Twitter'dan yapılan bir önceki açıklamada "Taksim Dayanışması toplantısında, bazı kurumlar ve partiler ortak bir Taksim Dayanışma çadırı altında buluşmaya karar verdi. Karar dayanışmanın bütün bileşenlerini kapsamamaktadır. Kararı alan kurumlar kendi açıklamalarını yapacaklardır"denildi.
"ŞİDDETLE KINIYORUZ"
Taksim Dayanışma Platformu, ayrıca başörtülü kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen saldırıları da kınadı. Açıklama şöyle:
"Geçtiğimiz günlerde kimi şahıslar ve gruplar tarafından, basına da yansıdığı gibi Kabataş’ta ve basına yansımamış da olsa farklı yerlerde başörtülü kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen taciz ve saldırı olaylarını şiddetle kınıyoruz. Hükümetin politikalarına dair öfkenin başörtülü kadınlara yöneltilmesi kabul edilemez. Bu korkunç olayların failleri katiyen Gezi Parkı direnişinin bir parçası değildir. Saldırganlarla Gezi Parkı direnişçileri bir tutularak, direnişin itibarsızlaştırılmasına göz yummayacağız. Yaşanan saldırının politik
bir malzeme haline getirilmesini değil, suçluların bir an once bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz."
"EYLEMLERE DEVAM"
Dün akşam saat 19.00 sıralarında başlayan toplantı sabah 04.00 sıralarında sona erdi. Toplantı ile ilgili açıklamada "Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz." ifadelerine yer verildi.
İŞTE O AÇIKLAMA
"Taksim gezi parkında ağaç katliamını durdurmak için başlayan direnişimiz, Gezi Parkı sınırlarını aşarak İstanbul halkının ve ardından Türkiye’nin dört bir yanından yurttaşların onbir yıllık AKP İktidarına karşı birikmiş olan öfkesi ile buluştu. Yüz binlerce insan sokaklarda direnişlerinin 18’inci gününü tamamladılar.
Bu memleket topraklarının tanık olduğu en büyük hak arama mücadelelerinden biri olarak tarih sahnesinde yer alan bu direniş daha ilk günden başlayarak yoğun polis şiddetinin hedefi oldu. Yaşam hakkı dahil tüm insan haklarının ayaklar altına alındığı bir süreç içindeyiz. Ancak bu zulüm; kalabalıkları dağıtacağı yerde büyüttü, birbirlerini mücadele içinde tanıyan insanların dayanışmasını güçlendirdi, bütün canlıları boğan gaz bombalarının altında her türlü şiddete karşı sokakları doldurdu, direnişi birleştirdi ve bir halk hareketine dönüştürdü.
Direnişin başlangıcından beri ortaya konulan son derece açık ve haklı talepleri hükümet öncelikle görmezden gelme tavrı aldı. Ardından direnişi bölme, provoke etme ve meşruiyetini zedeleme çabaları içerisinde oldu. Yerel ve uluslar arası kamuoyu önünde iktidar meşruiyetini yitirerek amacına ulaşamadı. Haklı direnişimizin baskısıyla taleplerini muhatap alma ve tartışma noktasına geldi. Ancak bu daha başlangıç ve mücadele devam ediyor.
Bu direniş sırasında polis şiddetinin bir neticesi olarak 18 gün içerisinde 4 yurttaşımız; Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert ve Mustafa Sarı hayatını kaybetti. Pek çok yurttaşımız görme, işitme ve uzuv kaybına neden olacak şekilde yaralandı. Öldürülen arkadaşlarımızın acısını yüreklerimizde hissediyor ve en temel demokratik haklarını kullanırken öldürüldüklerini hatırlatıyoruz. Henüz bu ölümlerin sorumluları hakkında ciddi bir işlem başlatılmamış olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz, bu şiddetin sorumlularının yargı önünde hesap vermesinin takipçisi olacağız. Ayrıca polisin keyfi gözaltı politikası nedeniyle birçok kişi halen gözaltında tutulmaktadır. Taksim Gezi Parkıdirenişçileri ve Taksim Dayanışması olarak ülkenin dört bir yanında direnişe katıldığı için gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Bu süre içerisinde üzerimizde yürütülen şiddet politikalarına rağmen farklı eğilimlerin zenginliği ile bir araya gelebildiğimizi, tartışabildiğimizi, ortaklıklar yaratabildiğimizi ve birlikte mücadele edebildiğimizi gördük. Zayıflık olarak kabul edilen çoğulcu demokrasi, çoğunlukçuluğun karşısında bir direniş odağı oluşturmamızı sağladı. İktidarın üzerinden yükseldiği rant ve ekolojik tahribat politikaları karşısında yüz binlerce insan gezi parkında ağaçları savunarak kendi hayatlarını ve özgürlüklerini savundular. Gezi direnişi bir özgürlük alanı olarak polis şiddetine karşı barışçıl tutumunu korumayı bildi.
Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir.
Direnişimizin 18.gününde 15 Haziran cumartesi günü içindeki tüm canlılar ile beraber parkımız ve kentimiz, ağaçlarımız, yaşam alanlarımız, özel yaşamımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için Taksim Dayanışması olarak nöbete devam ediyoruz. Taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu direniş, Taksim Dayanışmasının kolektif iradesinin yansıması ve bütünlüklü bir mücadelenin ortak bayrağı olacaktır. Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz. Şu anda 18 gün öncesine oranla çok daha güçlü, örgütlü ve umutluyuz."
Taksim Dayanışma Platformu, ayrıca başörtülü kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen saldırıları da kınadı. Açıklama şöyle:
"Geçtiğimiz günlerde kimi şahıslar ve gruplar tarafından, basına da yansıdığı gibi Kabataş’ta ve basına yansımamış da olsa farklı yerlerde başörtülü kadınlara yönelik olarak gerçekleştirilen taciz ve saldırı olaylarını şiddetle kınıyoruz. Hükümetin politikalarına dair öfkenin başörtülü kadınlara yöneltilmesi kabul edilemez. Bu korkunç olayların failleri katiyen Gezi Parkı direnişinin bir parçası değildir. Saldırganlarla Gezi Parkı direnişçileri bir tutularak, direnişin itibarsızlaştırılmasına göz yummayacağız. Yaşanan saldırının politik
bir malzeme haline getirilmesini değil, suçluların bir an once bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz."
"EYLEMLERE DEVAM"
Dün akşam saat 19.00 sıralarında başlayan toplantı sabah 04.00 sıralarında sona erdi. Toplantı ile ilgili açıklamada "Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz." ifadelerine yer verildi.
İŞTE O AÇIKLAMA
"Taksim gezi parkında ağaç katliamını durdurmak için başlayan direnişimiz, Gezi Parkı sınırlarını aşarak İstanbul halkının ve ardından Türkiye’nin dört bir yanından yurttaşların onbir yıllık AKP İktidarına karşı birikmiş olan öfkesi ile buluştu. Yüz binlerce insan sokaklarda direnişlerinin 18’inci gününü tamamladılar.
Bu memleket topraklarının tanık olduğu en büyük hak arama mücadelelerinden biri olarak tarih sahnesinde yer alan bu direniş daha ilk günden başlayarak yoğun polis şiddetinin hedefi oldu. Yaşam hakkı dahil tüm insan haklarının ayaklar altına alındığı bir süreç içindeyiz. Ancak bu zulüm; kalabalıkları dağıtacağı yerde büyüttü, birbirlerini mücadele içinde tanıyan insanların dayanışmasını güçlendirdi, bütün canlıları boğan gaz bombalarının altında her türlü şiddete karşı sokakları doldurdu, direnişi birleştirdi ve bir halk hareketine dönüştürdü.
Direnişin başlangıcından beri ortaya konulan son derece açık ve haklı talepleri hükümet öncelikle görmezden gelme tavrı aldı. Ardından direnişi bölme, provoke etme ve meşruiyetini zedeleme çabaları içerisinde oldu. Yerel ve uluslar arası kamuoyu önünde iktidar meşruiyetini yitirerek amacına ulaşamadı. Haklı direnişimizin baskısıyla taleplerini muhatap alma ve tartışma noktasına geldi. Ancak bu daha başlangıç ve mücadele devam ediyor.
Bu direniş sırasında polis şiddetinin bir neticesi olarak 18 gün içerisinde 4 yurttaşımız; Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert ve Mustafa Sarı hayatını kaybetti. Pek çok yurttaşımız görme, işitme ve uzuv kaybına neden olacak şekilde yaralandı. Öldürülen arkadaşlarımızın acısını yüreklerimizde hissediyor ve en temel demokratik haklarını kullanırken öldürüldüklerini hatırlatıyoruz. Henüz bu ölümlerin sorumluları hakkında ciddi bir işlem başlatılmamış olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz, bu şiddetin sorumlularının yargı önünde hesap vermesinin takipçisi olacağız. Ayrıca polisin keyfi gözaltı politikası nedeniyle birçok kişi halen gözaltında tutulmaktadır. Taksim Gezi Parkıdirenişçileri ve Taksim Dayanışması olarak ülkenin dört bir yanında direnişe katıldığı için gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Bu süre içerisinde üzerimizde yürütülen şiddet politikalarına rağmen farklı eğilimlerin zenginliği ile bir araya gelebildiğimizi, tartışabildiğimizi, ortaklıklar yaratabildiğimizi ve birlikte mücadele edebildiğimizi gördük. Zayıflık olarak kabul edilen çoğulcu demokrasi, çoğunlukçuluğun karşısında bir direniş odağı oluşturmamızı sağladı. İktidarın üzerinden yükseldiği rant ve ekolojik tahribat politikaları karşısında yüz binlerce insan gezi parkında ağaçları savunarak kendi hayatlarını ve özgürlüklerini savundular. Gezi direnişi bir özgürlük alanı olarak polis şiddetine karşı barışçıl tutumunu korumayı bildi.
Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir.
Direnişimizin 18.gününde 15 Haziran cumartesi günü içindeki tüm canlılar ile beraber parkımız ve kentimiz, ağaçlarımız, yaşam alanlarımız, özel yaşamımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için Taksim Dayanışması olarak nöbete devam ediyoruz. Taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu direniş, Taksim Dayanışmasının kolektif iradesinin yansıması ve bütünlüklü bir mücadelenin ortak bayrağı olacaktır. Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz. Şu anda 18 gün öncesine oranla çok daha güçlü, örgütlü ve umutluyuz."
Gezi Parkı görüşmeleri ve sonuçları
Sadece Türkiye değil dünya kamuoyunu 19 gündür meşgul eden Gezi Parkı eylemiyle ilgili son günlerde daha ılımlı davranış ve söylemler ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan'ın bir çok kesimle yaptığı görüşmeler son günlerde sorunun çözümü için somut kararlar alınmaya ve açıklanmaya başlandı. Peki günlerdir süren Gezi Parkı eylemlerinde gelinen noktayı nasıl değerlendirmek gerekir? Bizde bu soruyu siyaset bilimcilere sorduk.
''Toplumsal barış ve sükunete yönelik adım''
İskender Pala (Yazar)
Hükümetin Gezi Parkı'na ilişkin kararlarını destekliyorum. Toplumsal barış ve sükunete yönelik bir adımdır. Asıl önemlisi de, her türlü şiddetin ve kime yapılırsa yapılsın şiddete eğilimli her eylemin araştırılmasının istenmesidir. Gezi Parkı'ndaki masum gençlerimizi kötü amaçları adına yönlendirip kışkırtanlar, inşallah bu iyimser diyalog ortamından ders çıkarıp kendi nefis muhasebelerini yapar ve vicdanlarına şöyle sorarlar. Sırf kılık kıyafetine bakarak genç bir anneyi sokak ortasında aşağılayıcı küfürler eşliğinde yumruklayıp bayıltan, bebeğini kucağından alıp yere çarpan, insanlıktan çıkarak üzerine işeyen alçakların bu iğrenç ötesi tavrında benim kışkırtmalarım acaba etkili olmuş mudur? Dünya televizyonlarına yansıyan ve benim de rol aldığım görüntüler acaba Türkiye'nin ilerlemesini ne kadar sekteye uğratmıştır, ekonomi ne kadar zarar görmüştür, Taksim civarındaki esnafın zararında ve kamu mallarındaki tahribatta, en önemlisi de kaybedilen dört canda benim sorumluluğum var mıdır? İnşallah bu soruları onlar sorar. Aslında bunları hepimiz kendimize sormalıyız. Ve umarım Gezi Parkı'ndan geriye, en az oradaki masum gençler kadar birbirini anlayan bir Türkiye kalır.
''Özel üniversiteler açıldıktan sonra böyle bir tepki beklemiyordum''
Prof. Dr. Hasan Köni (Kültür Üniversitesi Devletler Hukuku Anabilim Dalı Başkanı)
Gelinen nokta bir ilerlemedir. Başbakan'ın yaptığı iki taraflı çözüm stratejisidir. Erdoğan, bir taraftan kendi kamuoyunda, tabanında herhangi bir oy kaybetmemek adına bir politika izliyor; diğer taraftan da diğer kesimin çözüm önerilerini dinleyen bir portre çizmek istiyor. Uluslararası baskı unsurlarını da unutmamak gerek. Başbakan, Avrupa Parlamentosu'nu çok ciddiye almadı ama aynı şey ABD için geçerli olamaz. Çünkü ABD'nin içinde bulunduğu bir sistemdesiniz. ABD'ye bu nedenle kayıtsız kalınamaz. Son heyetle yapılan görüşmeden sonra alınan kararları olumlu buluyorum. Açıkçası özel üniversiteler açıldıktan sonra gençlerden böyle bir tepki beklemiyordum.
''Toplumsal barış ve sükunete yönelik adım''
İskender Pala (Yazar)
Hükümetin Gezi Parkı'na ilişkin kararlarını destekliyorum. Toplumsal barış ve sükunete yönelik bir adımdır. Asıl önemlisi de, her türlü şiddetin ve kime yapılırsa yapılsın şiddete eğilimli her eylemin araştırılmasının istenmesidir. Gezi Parkı'ndaki masum gençlerimizi kötü amaçları adına yönlendirip kışkırtanlar, inşallah bu iyimser diyalog ortamından ders çıkarıp kendi nefis muhasebelerini yapar ve vicdanlarına şöyle sorarlar. Sırf kılık kıyafetine bakarak genç bir anneyi sokak ortasında aşağılayıcı küfürler eşliğinde yumruklayıp bayıltan, bebeğini kucağından alıp yere çarpan, insanlıktan çıkarak üzerine işeyen alçakların bu iğrenç ötesi tavrında benim kışkırtmalarım acaba etkili olmuş mudur? Dünya televizyonlarına yansıyan ve benim de rol aldığım görüntüler acaba Türkiye'nin ilerlemesini ne kadar sekteye uğratmıştır, ekonomi ne kadar zarar görmüştür, Taksim civarındaki esnafın zararında ve kamu mallarındaki tahribatta, en önemlisi de kaybedilen dört canda benim sorumluluğum var mıdır? İnşallah bu soruları onlar sorar. Aslında bunları hepimiz kendimize sormalıyız. Ve umarım Gezi Parkı'ndan geriye, en az oradaki masum gençler kadar birbirini anlayan bir Türkiye kalır.
''Özel üniversiteler açıldıktan sonra böyle bir tepki beklemiyordum''
Prof. Dr. Hasan Köni (Kültür Üniversitesi Devletler Hukuku Anabilim Dalı Başkanı)
Gelinen nokta bir ilerlemedir. Başbakan'ın yaptığı iki taraflı çözüm stratejisidir. Erdoğan, bir taraftan kendi kamuoyunda, tabanında herhangi bir oy kaybetmemek adına bir politika izliyor; diğer taraftan da diğer kesimin çözüm önerilerini dinleyen bir portre çizmek istiyor. Uluslararası baskı unsurlarını da unutmamak gerek. Başbakan, Avrupa Parlamentosu'nu çok ciddiye almadı ama aynı şey ABD için geçerli olamaz. Çünkü ABD'nin içinde bulunduğu bir sistemdesiniz. ABD'ye bu nedenle kayıtsız kalınamaz. Son heyetle yapılan görüşmeden sonra alınan kararları olumlu buluyorum. Açıkçası özel üniversiteler açıldıktan sonra gençlerden böyle bir tepki beklemiyordum.
''Diyalog zeminlerinin ne kadar önemli olduğu anlaşıldı''
Prof. Dr. Beril Dedeoğlu (Galatasaray Üni. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı)
Keşke en başta bu noktaya gelinebilmiş olsaydı diye düşünmeden edemiyor insan. Ama zararın neresinden dönersek kardır. Gelinen noktayı gayet tabii çok olumlu buluyorum. Diyalog zeminlerinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Biz bu diyalog zeminleri kurma aşamasına yeni ulaştık. Demokrasimiz açısından gelinen bu aşamayı son derece önemli buluyorum. Büyük resme baktığımızda insanların demokratik haklarını barışçıl yöntemlerle nasıl kullanabileceği görüldü. Şiddetin nasıl dışlandığı da vurgulandı.
"Varılan sonuç halkın ve gençliğin başarısıdır"
Prof. Dr. Ümit Özdağ (21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı)
''Gelinen sonucu, halkın ve gençliğin direnişinin başarısı olarak görüyorum. Başbakan bir yere kadar konuyu tırmandırdı, kendi arkasında kaybettiğini düşündüğü oy yapısının tekrar toparladığını düşündükten sonra da süreç bu olumlu noktaya taşındı. Bir anlamda geri adım attı hükümet. Başbakan yüzde 50 oy potansiyeli olarak gördüğü kitleden kaybolan oyların en azından bir bölümünün geri kazanıldığını düşündüğü için bu yöne gitti. Demokratik tepkiyle bir sonuç alınabileceğinin gösterilmesi açısından protestoları çok olumlu buluyorum. Bugüne kadar apolitik kesimin direnişi görülmemişti. Önceki gece İstanbul Valisi ile görüşen bir kadın eylemci, Vali'ye milliyetçi muhafazakar olduğunu söyledi ve sonra da 'her şeyimizie karışıyorsunuz. Yeter artık demek için bu eyleme katıldım' dedi. Ve 'Bize gücümüzü öğrettiğiniz için sizlere teşekkür ederim' dedi. Meselenin özü budur.
''Aklı selim ve uzlaşmacı durum hakim olacak"
Prof. Dr. Doğu Ergil (Siyaset Bilimci)
Şu ana kadarki dayatmacı, ben istersem yaparım diyen resmi tutumun; duyarlı, demokratik bir duruşa devrildiğini görüyoruz. Bunu son derece olumlu buluyorum. Yapılan son görüşmeden ortaya çıkan sonuç Gezi Parkı'yla ilgili uzlaşmacı bir kararın çıkacağı yönünde. Toplumun gösterdiği tepki ve tepkiye neden olan Gezi Parkı ile ilgili kararın demokratik bir yolla çözüleceği anlaşılıyor. Hükümetin gösterdiği esnekliği de sorumluluk alan heyetten de olumlu tavır geldi. Aklı selim ve uzlaşmacı durum hakim olacak. Girişim bu yönde. Hükümet doğru olanı yaptı. Yaparım, ederim tavrından taşıması gereken demokratik tavra geçti. Bu sayede hem meselenin çözümü kolaylaştı hem de ortam yumuşadı.
''Keşke en başından bu noktaya gelinseydi"
Prof. Dr. Ferhat Kentel (İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi)
Keşke en başında bu noktaya gelinebilmiş olsaydı. Kadir Topbaş en başında farklı projelerin ortaya konulması gerektiğini, toplumun tüm aktörlerinin görüşünün alınması gerektiğini dile getirmişti. Yine de gezi protestoları sayesinde bir şeyler öğrendik, öğrenmeye devam ediyoruz. Gerekli kurumları dersler çıkartması şart. İnsanların kafasına vurarak bu işin çözülmeyeceğini herkes anladı. Gelinen nokta yine de iyi bir noktadır. Türkiye'de siyasi kutuplaşmaların dışında bir gençlik olduğunu farkediyordum. Var olan ezberlerle yetinmeyen, saç uzatan, küpe takan ama aynı zamanda orucunu da tutan, dar kalıpların dışındaki bir gençlik vardı. Son olaylarda bu gençlik önemli rol oynadı. Tepeden inme, kibirli politikaları kabul etmiyorlar. Türk siyasi kültüründeki demokrasi açısından büyük bir fırsat bu yaşananlar; her yönüyle Türk siyasi kültüründe iz bırakacaktır.
Prof. Dr. Beril Dedeoğlu (Galatasaray Üni. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı)
Keşke en başta bu noktaya gelinebilmiş olsaydı diye düşünmeden edemiyor insan. Ama zararın neresinden dönersek kardır. Gelinen noktayı gayet tabii çok olumlu buluyorum. Diyalog zeminlerinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Biz bu diyalog zeminleri kurma aşamasına yeni ulaştık. Demokrasimiz açısından gelinen bu aşamayı son derece önemli buluyorum. Büyük resme baktığımızda insanların demokratik haklarını barışçıl yöntemlerle nasıl kullanabileceği görüldü. Şiddetin nasıl dışlandığı da vurgulandı.
"Varılan sonuç halkın ve gençliğin başarısıdır"
Prof. Dr. Ümit Özdağ (21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı)
''Gelinen sonucu, halkın ve gençliğin direnişinin başarısı olarak görüyorum. Başbakan bir yere kadar konuyu tırmandırdı, kendi arkasında kaybettiğini düşündüğü oy yapısının tekrar toparladığını düşündükten sonra da süreç bu olumlu noktaya taşındı. Bir anlamda geri adım attı hükümet. Başbakan yüzde 50 oy potansiyeli olarak gördüğü kitleden kaybolan oyların en azından bir bölümünün geri kazanıldığını düşündüğü için bu yöne gitti. Demokratik tepkiyle bir sonuç alınabileceğinin gösterilmesi açısından protestoları çok olumlu buluyorum. Bugüne kadar apolitik kesimin direnişi görülmemişti. Önceki gece İstanbul Valisi ile görüşen bir kadın eylemci, Vali'ye milliyetçi muhafazakar olduğunu söyledi ve sonra da 'her şeyimizie karışıyorsunuz. Yeter artık demek için bu eyleme katıldım' dedi. Ve 'Bize gücümüzü öğrettiğiniz için sizlere teşekkür ederim' dedi. Meselenin özü budur.
''Aklı selim ve uzlaşmacı durum hakim olacak"
Prof. Dr. Doğu Ergil (Siyaset Bilimci)
Şu ana kadarki dayatmacı, ben istersem yaparım diyen resmi tutumun; duyarlı, demokratik bir duruşa devrildiğini görüyoruz. Bunu son derece olumlu buluyorum. Yapılan son görüşmeden ortaya çıkan sonuç Gezi Parkı'yla ilgili uzlaşmacı bir kararın çıkacağı yönünde. Toplumun gösterdiği tepki ve tepkiye neden olan Gezi Parkı ile ilgili kararın demokratik bir yolla çözüleceği anlaşılıyor. Hükümetin gösterdiği esnekliği de sorumluluk alan heyetten de olumlu tavır geldi. Aklı selim ve uzlaşmacı durum hakim olacak. Girişim bu yönde. Hükümet doğru olanı yaptı. Yaparım, ederim tavrından taşıması gereken demokratik tavra geçti. Bu sayede hem meselenin çözümü kolaylaştı hem de ortam yumuşadı.
''Keşke en başından bu noktaya gelinseydi"
Prof. Dr. Ferhat Kentel (İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Üyesi)
Keşke en başında bu noktaya gelinebilmiş olsaydı. Kadir Topbaş en başında farklı projelerin ortaya konulması gerektiğini, toplumun tüm aktörlerinin görüşünün alınması gerektiğini dile getirmişti. Yine de gezi protestoları sayesinde bir şeyler öğrendik, öğrenmeye devam ediyoruz. Gerekli kurumları dersler çıkartması şart. İnsanların kafasına vurarak bu işin çözülmeyeceğini herkes anladı. Gelinen nokta yine de iyi bir noktadır. Türkiye'de siyasi kutuplaşmaların dışında bir gençlik olduğunu farkediyordum. Var olan ezberlerle yetinmeyen, saç uzatan, küpe takan ama aynı zamanda orucunu da tutan, dar kalıpların dışındaki bir gençlik vardı. Son olaylarda bu gençlik önemli rol oynadı. Tepeden inme, kibirli politikaları kabul etmiyorlar. Türk siyasi kültüründeki demokrasi açısından büyük bir fırsat bu yaşananlar; her yönüyle Türk siyasi kültüründe iz bırakacaktır.
12 Haziran 2013 Çarşamba
Taksim'de bu kez polisler slogan attı!
Taksim Gezi Parkı eylemleri süresince AKM'de asılı olan legal ve illegal örgütlerin flamaları dün polis ekipleri tarafından indirilmişti. AKM önünde sabahlayan güvenlik güçleri, bugün saat 12.00 sıralarında alkışlar eşliğinde AKM'ye Mustafa Kemal Atatürk posteri ve Türk bayrağı astı. Bayrak asılması esnasında çevik kuvvet ekipleri, "Vatan sana canım feda" şeklinde slogan attı. Çevik kuvvet ekipleri olası bir olumsuzluğa karşı Taksim Meydanı'ndaki bekleyişine devam ediyor.
Avrupa'nın gündemi Türkiye
Bugun toplanacak olan AP genel kurulunda 'Türkiye’deki durum' başlıklı özel bir oturum düzenlenecek
Türkiye'nin genelinde yapılan protesto gösterileri ve polis müdahalesi Avrupa Parlamentosu'nun da gündeminde. Bugun toplanacak olan AP genel kurulunda 'Türkiye’deki durum' başlıklı özel bir oturum düzenlenecek.
Türkiye yıllardır Avrupa Parlamentosu (AP) gündemini bu denli meşgul etmemişti. AP’nin yılda bir kez tartışıp oyladığı rutin Türkiye raporları dahi senelerdir bu kadar yankı uyandırmıyordu. Gezi Parkı eylemleri, son zamanlarda bilinçlice Türkiye konusunu ele almaktan kaçan AB’yi, sancılı bir adaylık süreci yaşayan bu ülkede yaşananlar hakkında zorla da olsa görüş belirtmeye itiyor. Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetine karşı başlatılan protesto eylemleri, AP’nin bu hafta Strasbourg’daki genel kurul toplantılarında mercek altına alınıyor.
Türkiye’deki gelişmelerin AP genel kurul gündemine alınması teklifi geçen hafta Yeşiller Grubu’ndan gelmiş, kimse karşı çıkmamıştı. Teklif üzerine 12 Haziran çarşamba günü AP genel kurulunda “Türkiye’deki durum” başlıklı özel bir oturum düzenlenecek. Oturumda AB adına Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton görüş belirtecek. Ashton, Türkiye’de yaşananlar hakkında son yaptığı açıklamada tüm taraflara “itidal” çağrısında bulunmuş ve “diyalog, karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı bir çözüm” bulunmasını istemişti. Ashton’ın bu hafta AP genel kurulu kürsüsünden Türk hükümetine daha net mesajlar göndereceği söyleniyor.
Eşbaşkanlıkları Fransız parlamenter Daniel Cohn-Bendit ve Alman parlamenter Rebecca Harmstarafından yürütülen Yeşiller Grubu, AP genel kurulundaki oturum öncesinde pazartesi akşamı Strasbourg’da “İstanbul İsyanı” başlıklı halka açık bir konferans düzenledi. Konferansa Türkiye’den konuşmacı olarak Korhan Gümüş (Taksim Platformu), Rojda Tekin (Antikapitalist Müslümanlar) veSevil Turan (Yeşiller-Sol Gelecek Partisi) davet edildi. Aktör ve tiyatro sanatçısı Mehmet Ali Alabora ise video konferans aracılığıyla katıldı.
Taksim Platformu temsilcisi Korhan Gümüş, yaşananları “devrim” olarak tanımladı ancak “siyasi değil, hukuk devletine doğru giden bir devrim” olduğu görüşünü savundu. Yaşananlar sayesinde “Herkese kamusal bir alan oluştuğunu” savunan Gümüş, “Devlet artık bunu nasıl yöneteceğini bilemiyor. Erdoğan da bilemiyor. AKP içinde de bölünme yaşanıyor” şeklinde konuştu.
Antikapitalist Müslümanlar hareketi adına konuşan üniversite öğrencisi Rojda Tekin, Gezi Parkıolaylarını bir “kıvılcım” olarak niteledi ve “Bundan önce sokakta birbirlerine tahammül edemeyen fraksiyonlar şimdi dayanışma içinde. Bu kadar baskıya karşılık olarak bir patlama yaşanacaktı ve bu patlama yaşandı. Erdoğan hâlâ kendine muhatap arıyor. Artık muhatabı halktır, bunu anlaması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Yeşiller-Sol Gelecek Partisi adına konferansa davet edilen Sevil Turan ise Türk hükümetini insanlara “nefes aldırmamakla” suçladı. HES yapımları, termik santraller, altın madenleri, İstanbul’a 3’üncü köprü ve kanal projelerini örnek gösteren Turan, “Bu artık ekoloji değil demokrasi meselesi. Daha iyi yaşam tarzı adına İstanbul’un tarihsel dokusunu bozan bir tarz pazarlanıyor” dedi. Turan, güvenlik güçlerinin Gezi Parkı’ndan çekilmesini, olaylarda gözaltına alınanların serbest bırakılmasını, parkın muhafaza edileceğinin duyurulmasını, Taksim'de gösteri yasağına son verilmesini ve demokratikleşme taleplerinin karşılanmasını istediklerini söyledi.
Türkiye’deki gelişmeler AP’deki siyasi grup liderlerinin pazartesi günü Strasbourg'da düzenledikleri olağan basın toplantılarının da gündemindeydi. AP’nin sayıca en önemli grubu olan Hıristiyan Demokratların lideri Joseph Daul, gelişmeleri dikkatle takip ettiklerini ve polisin eylemcilere karşı kullandığı aşırı gücü “kınadıklarını” söyledi. İfade, basın ve toplanma özgürlüklerine saygı duyulması gerektiğini vurgulayan Daul, “demokratik toplumlar diyalog ve saygı üzerine kuruludur” şeklinde konuştu.
'MİLLİYETÇİLİK VE İSLAMİZM ÖTESİNDE YENİ BİR TÜRKİYE GEREKLİ'
AP’nin sayıca ikinci büyük grubu konumundaki Sosyalistler ve Demokratlar’ın (S&D) lideri Hannes Swoboda, Türkiye’nin siyasi bölünmüşlüğüne işaret ederek, “milliyetçilik ve İslamizm ötesinde yeni bir Türkiye kurulması gerektiği” görüşünü dile getirdi.
Liberal Grup başkanı Guy Verhofstadt ise Başbakan Erdoğan ile “gerçekleri konuşmak gerektiği” görüşünü ifade etti. DW Türkçe'nin haberine göre Verhofstadt, “Çoğunluğa sahip olmak çoğunluğun diktası demek değildir. Bu gerçeğin Sayın Erdoğan’a hatırlatılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit ise “Başbakan Erdoğan’ın protesto eylemleri karşısındaki tutumu bizim demokratik devlet anlayışımızla uyuşmuyor” ifadelerini kullandı.
AP tüm bunlara ek olarak 13 Haziran perşembe günü Türkiye’deki gelişmeler hakkında bir de karar tasarısı oylayacak.
Türkiye’deki gelişmelerin AP genel kurul gündemine alınması teklifi geçen hafta Yeşiller Grubu’ndan gelmiş, kimse karşı çıkmamıştı. Teklif üzerine 12 Haziran çarşamba günü AP genel kurulunda “Türkiye’deki durum” başlıklı özel bir oturum düzenlenecek. Oturumda AB adına Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton görüş belirtecek. Ashton, Türkiye’de yaşananlar hakkında son yaptığı açıklamada tüm taraflara “itidal” çağrısında bulunmuş ve “diyalog, karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı bir çözüm” bulunmasını istemişti. Ashton’ın bu hafta AP genel kurulu kürsüsünden Türk hükümetine daha net mesajlar göndereceği söyleniyor.
Eşbaşkanlıkları Fransız parlamenter Daniel Cohn-Bendit ve Alman parlamenter Rebecca Harmstarafından yürütülen Yeşiller Grubu, AP genel kurulundaki oturum öncesinde pazartesi akşamı Strasbourg’da “İstanbul İsyanı” başlıklı halka açık bir konferans düzenledi. Konferansa Türkiye’den konuşmacı olarak Korhan Gümüş (Taksim Platformu), Rojda Tekin (Antikapitalist Müslümanlar) veSevil Turan (Yeşiller-Sol Gelecek Partisi) davet edildi. Aktör ve tiyatro sanatçısı Mehmet Ali Alabora ise video konferans aracılığıyla katıldı.
Taksim Platformu temsilcisi Korhan Gümüş, yaşananları “devrim” olarak tanımladı ancak “siyasi değil, hukuk devletine doğru giden bir devrim” olduğu görüşünü savundu. Yaşananlar sayesinde “Herkese kamusal bir alan oluştuğunu” savunan Gümüş, “Devlet artık bunu nasıl yöneteceğini bilemiyor. Erdoğan da bilemiyor. AKP içinde de bölünme yaşanıyor” şeklinde konuştu.
Antikapitalist Müslümanlar hareketi adına konuşan üniversite öğrencisi Rojda Tekin, Gezi Parkıolaylarını bir “kıvılcım” olarak niteledi ve “Bundan önce sokakta birbirlerine tahammül edemeyen fraksiyonlar şimdi dayanışma içinde. Bu kadar baskıya karşılık olarak bir patlama yaşanacaktı ve bu patlama yaşandı. Erdoğan hâlâ kendine muhatap arıyor. Artık muhatabı halktır, bunu anlaması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Yeşiller-Sol Gelecek Partisi adına konferansa davet edilen Sevil Turan ise Türk hükümetini insanlara “nefes aldırmamakla” suçladı. HES yapımları, termik santraller, altın madenleri, İstanbul’a 3’üncü köprü ve kanal projelerini örnek gösteren Turan, “Bu artık ekoloji değil demokrasi meselesi. Daha iyi yaşam tarzı adına İstanbul’un tarihsel dokusunu bozan bir tarz pazarlanıyor” dedi. Turan, güvenlik güçlerinin Gezi Parkı’ndan çekilmesini, olaylarda gözaltına alınanların serbest bırakılmasını, parkın muhafaza edileceğinin duyurulmasını, Taksim'de gösteri yasağına son verilmesini ve demokratikleşme taleplerinin karşılanmasını istediklerini söyledi.
Türkiye’deki gelişmeler AP’deki siyasi grup liderlerinin pazartesi günü Strasbourg'da düzenledikleri olağan basın toplantılarının da gündemindeydi. AP’nin sayıca en önemli grubu olan Hıristiyan Demokratların lideri Joseph Daul, gelişmeleri dikkatle takip ettiklerini ve polisin eylemcilere karşı kullandığı aşırı gücü “kınadıklarını” söyledi. İfade, basın ve toplanma özgürlüklerine saygı duyulması gerektiğini vurgulayan Daul, “demokratik toplumlar diyalog ve saygı üzerine kuruludur” şeklinde konuştu.
AP’nin sayıca ikinci büyük grubu konumundaki Sosyalistler ve Demokratlar’ın (S&D) lideri Hannes Swoboda, Türkiye’nin siyasi bölünmüşlüğüne işaret ederek, “milliyetçilik ve İslamizm ötesinde yeni bir Türkiye kurulması gerektiği” görüşünü dile getirdi.
Liberal Grup başkanı Guy Verhofstadt ise Başbakan Erdoğan ile “gerçekleri konuşmak gerektiği” görüşünü ifade etti. DW Türkçe'nin haberine göre Verhofstadt, “Çoğunluğa sahip olmak çoğunluğun diktası demek değildir. Bu gerçeğin Sayın Erdoğan’a hatırlatılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit ise “Başbakan Erdoğan’ın protesto eylemleri karşısındaki tutumu bizim demokratik devlet anlayışımızla uyuşmuyor” ifadelerini kullandı.
AP tüm bunlara ek olarak 13 Haziran perşembe günü Türkiye’deki gelişmeler hakkında bir de karar tasarısı oylayacak.
Beyaz Saray'dan Gezi Parkı açıklaması
"İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki girişimden ve şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız"
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, "İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki herhangi bir girişimden ve herhangi bir tarafın şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız. Bugünkü olayların, durumun diyalog yoluyla çözüme kavuşturulması ihtiyacını pekiştirdiğine inanıyoruz" ifadesi kullanıldı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'deki olayları kaygıyla izlemeye devam ettiklerini ve barışçıl protesto hakları da dahil olmak üzere ifade ve toplanma özgürlüğünden yana olmayı sürdürdüklerini kaydetti.
Hayden, açıklamasında şunları belirtti:
"İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki herhangi bir girişimden ve herhangi bir tarafın şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız. Bugünkü olayların, durumun diyalog yoluyla çözüme kavuşturulması ihtiyacını pekiştirdiğine inanıyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi Türkiye'nin uzun süreli istikrarı, güvenliği ve refahını en iyi garanti altına almanın yolunun, ifade, toplanma ve dernek kurma gibi temel özgürlükleri ve özgür ve bağımsız bir medyayı onaylamaktan geçtiğine inanıyoruz. Türkiye'nin ABD'nin yakın dostu ve müttefiki ve Türk yetkililerin bu temel özgürlükleri onaylayacağını umuyoruz."
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'deki olayları kaygıyla izlemeye devam ettiklerini ve barışçıl protesto hakları da dahil olmak üzere ifade ve toplanma özgürlüğünden yana olmayı sürdürdüklerini kaydetti.
Hayden, açıklamasında şunları belirtti:
"İfade özgürlüğü haklarını kullanan bireyleri cezalandırma yönündeki herhangi bir girişimden ve herhangi bir tarafın şiddeti provoke etmeye yönelik çabalarından kaygılıyız. Bugünkü olayların, durumun diyalog yoluyla çözüme kavuşturulması ihtiyacını pekiştirdiğine inanıyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi Türkiye'nin uzun süreli istikrarı, güvenliği ve refahını en iyi garanti altına almanın yolunun, ifade, toplanma ve dernek kurma gibi temel özgürlükleri ve özgür ve bağımsız bir medyayı onaylamaktan geçtiğine inanıyoruz. Türkiye'nin ABD'nin yakın dostu ve müttefiki ve Türk yetkililerin bu temel özgürlükleri onaylayacağını umuyoruz."
11 Haziran 2013 Salı
Dünyanın gözü Taksim'de
Başta Taksim olmak üzere Türkiye'deki Gezi Parkı protestolarını yakından takip eden dünya basını, bu sabah saatlerinden itibaren bir kez daha olayları birinci gündem maddesine çekti.TIMES: POLİS PROTESTOCULARI TEMİZLEMEK İÇİN TAKSİM’E GİRDİ İngiliz Times gazetesi polisin bu sabah erken saatlerde Taksim Parkı’na girerek hükümet karşıtı protestocuları biber gazıyla uzaklaştırdığını yazdı. Gezi Parkı’ndaki çadırlara dokunmadığını yazan gazete, binalara asılan afişleri de yerinden kaldırdığını belirtti. Times ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “sert söyleminin ülkede bölünmeye neden olduğu” öne sürülüyor. İngiliz Times gazetesi, gelecek yıl yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağını anımsatarak “Erdoğan protesto gösterilerini kendisine verilen desteği arttırmak için kullanıyor" iddiasında bulundu. Times gazetesinin, BBCTürkçe tarafından yansıtılan haberinde Erdoğan'a verilen desteğin “kutuplaştığını” savundu. Başbakan'ın devam eden “sert söyleminin ülkede bölünmeye neden olduğunu” öne süren gazete, "Gelecek yıl Mart ayında yerel seçimler, en geç Haziran'da da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Erdoğan protesto gösterilerini kendisine verilen desteği arttırmak için kullanıyor" görüşünü de dile getirdi. Times, Gezi Parkı protestoları başlamadan önce yapılan bir kamuoyu yoklamasının da sonuçlarını aktarırken de "Araştırmanın sonuçları hem Erdoğan'ın popülerliğini hem de kendisine verilen desteğin ne kadar kutuplaştığını ortaya koyuyor" değerlendirmesinde bulundu. Haberde Pew Araştırma Şirketi’nce gerçekleştirilen anketin sonuçlarına ilişkin olarak “Mart ayında Erdoğan'a olumlu bakanların oranı yüzde 62'ydi. Bu oran günde beş vakit namaz kıldığını söyleyenler arasında yüzde 75'e çıkıyor. Nadir olarak namaz kıldığını söyleyenler arasındaysa Erdoğan'ı olumsuz değerlendirenlerin oranı yüzde 61" denildi. FINANCIAL TIMES: POLİS TAKSİM MEYDANI’NA GİRDİ Gazete, yüzlerce polisin sabah erken saatlerde Taksim’e gelerek yaklaşık iki haftadır eylemlerine devam eden göstericileri kaldırdıklarını yazdı. Polisin Gezi Parkı’ndaki çadırlara müdahale etmeyeceklerini açıkladıklarını aktaran gazete, sadece Atatürk Kültür Merkezi’ne asılan afişleri ve barikatları kaldırdıklarını belirtti. Protestoculara ‘çapulcu’ diye nitelendiren Başbakan’ın çarşamba günü eylemcilerin temsilcileriyle bir görüşme yapacağını da aktaran gazete, günlerdir tartışmalara konu olan alkol yasasının da dün Cumhurbaşkanı tarafından onaylandığını yazdı. DAILY TELEGRAPH: POLİS BARİKATLARI YIKIYOR İngiliz Daily Telegraph gazetesi, polisin gaz maskeleri ile protestocuları yaklaşık iki haftadır bulundukları Taksim Meydanı’ndan uzaklaştırdığını yazdı. Gazete ayrıca bu hareketin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Başbakan Erdoğan’ın protestocuların liderleriyle çarşamba günü görüşecek açıklamasının hemen ardından geldiğine dikkat çekti.
WASHINGTON POST: TÜRKİYE’DEKİ PROTESTO ERDOĞAN İLE OBAMA’NIN İLİŞKİNİ TEST EDİYOR Hükümetin protestoculara karşı gösterdiği sert tepkinin Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Obama arasındaki yakın ilişkiyi test edebileceğini savunan gazete, Türkiye’nin ABD için bölgede çok önemli müttefik olduğunu yazdı. İnatçı liderliği ile bilinen Erdoğan’ın pazar günü AKP destekçilerine giderek artan kavgacı konuşmalarında, Başbakan’ın protestoculara sabrının taştığını, hükümete saygı duymayanların ise bunun hesabını vereceğini söylediğini aktardı. GUARDIAN: BAŞBAKAN GEZİ PARKI PROTESTOCULARI İLE BULUŞACAK Başbakan Tayyip Erdoğan’ın protestocularla buluşacağını yazan Guardian, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın daha fazla kanun dışı hareketleri hoş karşılamayacakları uyarısı yaptığına vurgu yaptı.
LA REPUBLİCA: “TÜRKİYE’DE İÇ SAVAŞ TEHLİKESİ” İtalyan gazetesi La Repubblica da, Deutsche Welle tarafından yansıtılan, “Türkiye’de iç savaş tehlikesi” başlıklı yorumunda “Erdoğan'ın üç günlük dış gezisi sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı Gül'ün güçlükle eriştiği, kırılgan soluklanma molasının şu anda bir işlevi kalmamış gibi. Onun göstericilere yaptığı ihtarlar da meydanların boşalmasına önayak olmuyor. Protesto hareketinin gün geçtikçe genişlediği görülüyor” ifadelerine yer verdi. “Türkiye'de özellikle de normal şartlarda birbirini hasım olarak gören büyük futbol takımlarının taraftarlarının da bu eylemlerde birlikte hareket etmesini görmek çok etkileyici” diyen La Repubblica, “Diğer işaretlerle birlikte ele alındığında, bu dünyevî hareketin 10 yıldan bu yana iktidarda oturan dincilere karşı kendiliğinden oluşan ilk tepki olduğu görülebilir. Ama şimdi bir iç savaş tehlikesi baş göstermiş durumda” iddiasında da bulundu.
LİBERATİON: “TÜRKİYE’DE DESPOTİZMİN SEMBOLÜ” Fransız gazetesi Liberation, “Türkiye’de Despotizmin Sembolü” sözlerini başlığa çıkarttığı yorumda “Göstericiler Erdoğan’ın yönetim biçimine karşı çıkıyor. Erdoğan’ın otoriter tarzından ve toplumu İslamlaştırma eğilimden şikâyetçiler” diye yazdı. Gazete şu savları da dile getirdi: “Türkiye’de Çin’de olduğundan daha fazla gazeteci hapishanelerde yatıyor ve resmî medya organlarında gösterilere ilişkin çok az haber aktarılıyor. Türban meselesi ya da alkol satışlarının sınırlandırılması, dış dünyaya açık bir toplumla tamamen çelişen bir despotizmin sembolü haline geldi. Görünen o ki, Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk’ten bu yana ülkeyi diğer tüm politikacılardan çok daha fazla değiştiren ve modernleştiren Erdoğan, kendi ülkesini tanımaz durumda"
LE MONDE: POLİS TAKSİM'DE KONTROLÜ ELE ALDI “12 gündür hükümet karşıtı protestolara ev sahipliği yapan Taksim Meydanı’na giren yüzlerce polis, yoğun biber gazı kullandığı operasyon sonunda kontrolü ele aldı. Yer yer barikatların kurulduğu meydan girişinde yaşanan çatışmalarda polis tazyikli su da kullandı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, “Biz meydandaki pankartları kaldırmak istiyoruz, göstericileri yakalamak değil” diye garanti verdi. Ancak gençler, Taksim girişindeki sokaklarda kurdukları barikatlarda polise, taş ve molotofkokteyli atarak karşılık verdi… Başbakan, Çarşamba günü göstericilerle görüşecek.” LE FİGARO: TÜRK KADINLARI NEDEN İSYANDA? Le Figaro gazetesi de bugünkü sayısında Taksim Meydanı’nda direnen genç kadınların neden isyan ettiklerine dair bir haberle ‘Gezi direnişi’ni aktardı. Türkiye’de her gün üç kadının bir erkek yakını tarafından öldürüldüğüne dikkat çeken gazete, AKP iktidarının dayattığı yeni yaşam biçiminde kadınların özgürlüklerinin gerilediğinin altını çizdi. Feminist derneklerin ‘Erdoğan’ın kadınlara ilişkin ultra-muhafazakar yaklaşımını da protesto ettiklerini’ aktardı.
Erdoğan'dan sanatçılara Gezi randevusu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yarın Taksim Gezi Parkı ile ilgili 20 kişilik heyetin yanı sıra Hasan Kaçan, Necati Şaşmaz ve Gökhan Özoğuz'u kabul edecek.
Başbakan Erdoğan yarın ilk olarak AK Parti Merkez Yürütme Kurulu'nu (MYK) toplayacak.
Ardından TESK heyetini kabul edecek Erdoğan, Taksim Gezi Parkı ile ilgili heyet ile bir araya gelecek.
Başbakan Erdoğan, akşam saatlerinde ise Hasan Kaçan, Necati Şaşmaz ve Gökhan Özoğuz'u kabul edecek. Erdoğan'ın, bu sanatçılarla yapacağı görüşmenin de Taksim Gezi Parkı'daki olaylarla ilgili olduğu öğrenildi.
Perşembe günü de kapatılan belde belediyelerinin AK Partili belediye başkanları ile bir araya gelecek Erdoğan, daha sonra Hülya Avşar ile görüşecek.
Erdoğan, cuma günü de AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Olağan Toplantısı'na başkanlık edecek.
İçişleri Bakanı Muammer Güler, eylemcilerin arasında sivil polis bulunduğu iddiasına ilişkin açıklama yaptı.
İçişleri Bakanı Muammer Güler, eylemcilerin arasında sivil polis bulunduğu iddiasına ilişkin "Polis molotof kokteyli atıyor' diye sosyal medyadan geçiyor İçişleri Bakanı Muammer Güler, eylemcilerin arasında sivil polis bulunduğu iddiasına ilişkin "Polis molotof kokteyli atıyor' diye sosyal medyadan geçiyor. Polis mi atıyor, eylemciler mi atıyor? Var mı göreniniz? Sivil polisin elbette silahı olacak. Eylemcilerin profilini bilmiyorsunuz. O eylemcilerin içine polis giremez. Bunların hepsi kuyruklu yalan. Önce bu haberleri verenleri sorumluluğa davet ediyorum. Bunlarla ilgili de gerekli soruşturma yapacağız" dedi.
Meclis'te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Güler, protestoların büyük kısmının hak arama özgürlüğünün, meşru hak taleplerinin, hukuk sınırlarının üzerine geçtiğini ifade ederek, "Biz bunları baştan beri hak arama özgürlüğü şeklinde ve Gezi Parkı ile sınırlı olarak tolere etmeye çalıştık, ancak Atatürk Kültür Merkezi'nin işgal edilmesi, duvarında birçok yasadışı örgütlerin, legal, illegal kuruluşların posterlerinin yer alması, Atatürk Anıtı'nda değişik grupların posterlerinin, ilanlarının, fotoğraflarının yer alması kamuoyunda değişik algılara sebep oldu. O grupların kendi aralarındaki sıkıntılara de sebep oldu" dedi.
Atatürk Kültür Merkezi'nde güçlendirme yapıldığına, çatısında çökme tehlikesi bulunduğuna işaret eden Güler, "Orası bir kamu kuruluşu. Kamu kuruluşunun işgal edilmesi asla söz konusu olamaz" diye konuştu.
Taksim'e giden yollarda 20'yi aşkın bariyer bulunduğunu ve Taksim'deki ticari hayatın, genel kamu düzeninin, trafiğin büyük ölçüde aksatıldığını vurgulayan Güler, bölgede bulunan otellerdeki 30 bin yatağın 20 bininin çalışamaz durumda olduğunu belirtti. Güler, iş yerlerinden, vatandaşlardan, turizmcilerden çok yoğun şikayet olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
"Oradaki hayatı normalleştirme adına böyle bir müdahale yapıldı. Gezi Parkı'na müdahale yapılmadı. Hepiniz gördünüz. Kamuoyu polisin davranışı, polisin davranışına karşı marjinal grupların eğlenceler yaptıklarını gördü. Bunların hiçbirisi bizim kabulleneceğimiz davranış değil. Kamuoyundan da hiçbir destekleri yok. Gezi Parkı'ndan da destek bulamadılar. Polis ile vatandaşı karşı karşıya getirmek için yapılan çabalar da karşılık bulmadı. Bu konuda hassasiyet gösteren herkese teşekkür ediyorum."
-"O EYLEMCİLERİN İÇİNE POLİS GİREMEZ"-
Güler, bu sabah eylemcilerin arasında sivil polislerin olduğu, fotoğraflardan bellerinde silah olduğunun görüldüğü iddialarının hatırlatılması üzerine, şunları kaydetti:
"Bunları inceliyoruz. Lastik yakarak, havai fişek atarak, molotof kokteylleri atarak, çelik bilyelerle saldırılarak yapılanları görmüyor musunuz? Bunun tolere edilecek bir yanı yok. Orada elbette sivil polis de resmi polis de olacak. Herkes görevinin başında. Polis hangi standartlarda hangi aletleri kullanması gerekiyorsa onu yapıyor. Bunun aksi çarpıtmadır. "Polis molotof kokteyli atıyor' diye sosyal medyadan geçiyor. Polis mi atıyor, eylemciler mi atıyor? Var mı göreniniz? Sivil polisin elbette silahı olacak. Eylemcilerin profilini bilmiyorsunuz. O eylemcilerin içine polis giremez. Bunların hepsi kuyruklu yalan. Önce bu haberleri verenleri sorumluluğa davet ediyorum. Bunlarla ilgili de gerekli soruşturma yapacağız. Ne güzel, yalanlara kılıf uydurmak var. Asla öyle bir şey yok. Kamuoyunda yanlış imaj yaratılmaya çalışılıyor. Biz bunları biliyoruz. Ama bugün kamuoyu kendilerini gördü. Şu anda televizyonları izleyenler, polisin ne yaptığını; bu eylemcilerin, marjinal grupların ne yaptığını ya da ne yapmak istediğini görüyor. Şimdiye kadar da meşru hak talepleri ile ilgili masum insanların da iradelerini çarptırıp yanlarına alarak neler yapmak istediklerini gösterdiler. Ama bugün kimse onların bu oyunlarına gelmedi. Şu anda belli bir grup da orada provokatörlerle vatandaşlar arasında bir zincir oluşturmaya çalışıyor. Polisimiz sağduyu içinde sorumluluklarının bilincinde hareket etti."
15 günden beri süren bu eylemin hukuk sınırlarını, meşru sınırları aştığını savunan Güler, "Atatürk Kültür Merkezi bir kamu kuruluşudur. Şu anda orada bir güçlendirme yapılıyor. Çatısı da maalesef çok tehlikeli. Çökme tehlikesi var. Buna rağmen çatıya çıkılıyor. Daha önce de üçüncü kattan birinin düştüğünü biliyoruz. Oraya yasa dışı illegal örgütlerin filamaları, pankartları, resimleri asıldı. Bunun vatandaşlar üzerinde yarattığı etkiyi de biz biliyoruz. Ayrıca Atatürk anıtında nelerin yapıldığını, hangi pankartların, afişlerin dövizlerin asıldığını gördük. Bu, oradaki gruplar arasında da çeşitli çatışmalara sebep oluyordu. Taksim Meydanı'na giden yirmiye yakın bariyer var yollarda. Taksim bir ticaret, ulaşım merkezi. Genel kamu düzenini etkiliyor. Orada 30 bine yakın turistik yatak var. Maalesef bu olaylardan dolayı 20 bini iptal oldu. Oradaki bu kadar zararı, Türkiye'nin imajına turizm potansiyeline gelen zararı kimse hesap etmiyor. Oradaki esnafın, iş yeri sahiplerinin bize çok yoğun talepleri var. Biz de bu nedenle bu olayı sonlandırmak için böylesine bir müdahalede bulunduk. Biz oradaki kamu düzenini sağlayacağız" diye konuştu.
-"25 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI"-
Güler, molotof kokteyli atan ve elinde telsiz olan kişilerin resimlerinin yayımlandığının belirtilmesi üzerine, "O telsizlerin hepsi eylemcilerin telsizi, kendi aralarında kullanıyorlar. Biz biliyoruz. Her elinde telsiz olanı polis zannetmeyin" dedi. Muammer Güler, molotof kokteyl atanlardan yakalanan olup olmadığı sorusuna, "25 kişi gözaltına alındı. Araştırmalar sürdürülüyor" şeklinde konuştu.
Güler, "elinde sopa olan sivil polis" iddialarına ilişkin bir inceleme yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine, "Araştırılıyor. İnceleme yapılıyor. Ama oradaki esnafın büyük bir çoğunluğunun artık iş yerlerine verilen zararlara karşı kendilerine sopalar hazırlayarak tezgahlarının altına koyduklarını, bir kısım kullanılan sopaların da bu şekilde kullanıldığını tespit ettik. Ama diğer bizim görevlilerimizle ilgili konunun da araştırması yapılıyor" dedi.
Güler, Gezi Parkı'na müdahale olup olmayacağına ilişkin soru üzerine, meşru ve yasal sınırlar içindeki hak taleplerine polisin müdahale etmediğini vurguladı. Güler, polisin kamu düzeni ve genel hayatı etkileyecek davranışlara izin vermeyeceğini söyledi.
Olayların iç ve dış bağlantıları üzerinde çalıştıklarını ifade eden Güler, "Şu anda İstanbul'da 25 gözaltı yapıldı, şu ana kadar Türkiye çapında 2 tutuklama yapıldı, 25 kişi adli kontrolle serbest bırakıldı. Cumhuriyet savcılarımız yurdun her yerinde bütün görüntüleri tek tek izleyerek, kamu zararına sebep olanlarla ilgili talimatlarını verecekler. Kamu malına verilen zarar hiç kimsenin yanına kar kalmayacak. Herkes tek tek tespit edilip, kamu malına kim zarar vermişse mutlaka adliye önünde bunun hesabını soracağız" dedi.
Eylemcinin gözünden Gezi Parkı gerçeği
Taksim Gezi Parkı eylemlerine baştan beri katılan Can isimli bir eylemci, son günlerde yaşadıklarını kaleme alarak internette paylaştı.
Taksim Gezi Parkı olaylarının çıktığı ilk günden beri katılanlardan biri olan Can isimli eylemci, son günlerde yaşananlardan dolayı duyduğu rahatsızlığı yazdığı yazı ile dile getirdi. Twitter'da dolaşan yazıda isyanını dile getiren eylemci, "Bir kere parka dair yanılgıları anlatayım dilim döndüğünce. Parkta yaptığımız şeyin adı "Eylem" değil artık. Orada olan şeyin adı "İşgal" olmuş durumda. 10. gün bitti. 10 koca gün. Ve biz bir şey yapamadık. Bir şey kazanmayı bırak; doğru dürüst bir şey bile isteyemedik. Bakın, çok önemli bu nokta, bizim isteklerimiz bile belli değil daha. Ve maalesef eylem düşüş sürecine girdi artık" dedi.
İlginç yazıda, "Biz o parkı işgal etmek için mi geldik yoksa parkı halka kazandırmak için mi? Her yere çadırlar kuruldu, her yere. Parkta oturacak yer kalmadı, yürünmüyor. Parkta meydan bile kalmadı doğru düzgün. Direnişçi çadırlarını hadi bir nebze anlarım ama nerede bir siyasi parti var, bir dernek var, bir örgüt var; çadır kurdu parka. Işıklandırdılar çadırları. Her yerdeler. Sodep, Ödp, Tkp, Edp, Dsip ... niceleri daha. Dostum hani siyasi değildik? Parkı işgal ettiniz bildiri dağıtımı yaptığınız çadırlarınızla, oturacak yer kalmadı. Ben senin bildirini almak için mi geliyorum oraya? Senin propagandalarını dinlemek için mi geliyorum? Üstüne basa basa "Sol" dedim, açıklayayım. Hani "Her kesimden herkes orada." var ya, heh işte, o artık değişti. Her kesimden herkes oradaydı. Artık değiller" ifadeleri dikkat çekti.
Yazısında parkta kalan bir çok kişinin Öcalan posterlerinden de rahatsız olduğunu belirten eylemci, "Bir kere yedim Bdp'li dayağı, tekrar yemek gerekirse yine yerim, dert değil. Gezi'de görüştüğümüz arkadaşlar gördüler zaten ne halde olduğumu, dayak arsızı oldum, yine yerim. Ama işe yaramıyor. 2 - 3 saat uğraşıyoruz bir Öcalan posteri indirtmek için. Müzakere ediyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz, kavga ediyoruz ... iniyor poster, en az 2 saatlik uğraş sonucu. 10 dakika sonra tekrar kalkıyor? Ne yapalım biz? Yok mu yapacak bir şey? Var. Oraya geldiklerine pişman edebiliriz onları, o şerefsizin posterlerini bu arkadaşların görünmeyen yerlerine koyup gönderebilecek kişiler var parkta. Ama o zaman da zaten hazırda bekleyen medya 'Eylemciler birbirine girdi' diyecek. Demeyecek mi? Diyecek. Tamamen düşeceğiz o zaman. Biz arada kaldık. Orada olan herkes arada kaldı. Dün gece sabahladım, bu sabah ayrıldım, tüm gece boyunca konuştuğum ki varsa, 100 insandan 100 tanesi de rahatsız o posterlerden. Ama süreci anlattım işte size, kan çıkarmadan gitmeyecek densizler. O zaman da eylemciler kötü olacak herkesin gözünde" dedi.
Yazının dikkat çeken diğer noktaları ise şöyle;
"Kafasına esen parti - örgüt - dernek parkın isteklerini yazdırmış afişlere, asmışlar parka. Hepsi farklı birbirinden, biri diyor kalk gidelim, diğeri diyor bok yeme otur.
'Anayasanın Gezi Parkı'nın temsilcileri ile yeniden yazılması' diye madde gördüm be istekler arasında. Böyle bir örgüt bastırmış afişe, asmış oraya. Ruh hastalarına bak, anayasa yazılacakmış Gezi temsilcileri ile beraber. Yavrum sen kimsin? Gezi temsilcileri kim? Yahu orada yaşıyorum ben, benim neden haberim yok? Temsilcimiz mi var bizim? Bizim ne istediğimiz bile belli değil yahu'
Hani polis oraya giremez konuları
Polis bizi yavru kediler gibi dağıtır oraya girse. Yaptığımız 10 barikatın 8 tanesini aşmak bir panzerin 3 dakikasını almaz. Diğer 2'si de 5 dakika ya sürer - ya sürmez. Hayatında panzer görmemiş, Toma'ya panzer diyen adamlar gaza geliyor orada. Google'a yazıp bakalım panzer nedir. Bir de barikatlara tekrar bakalım sonra. Polis kendi girmiyor oraya. Giremiyor değil, girmiyor. Ya parkta çok çocuk var, bebek var, ihtiyar var diye ya da bunlar nasıl olsa kendi kendi yiyecek diye, bilemiyorum. İkisi de yatıyor benim aklıma.
İstisnasız her sabah kavga var
Kadınlar - erkekler - gruplar. Promil sınırını aşan herkesin bir kavgası var. Tuvalet sırasında, yemek sırasında, yer sorununda ... revire durmadan hasta taşınıyor. Ya alkol koması, durmadan kusanlar ya da kavga edip bir yerleri parçalanan tipler. Polis gelmese bile revir çalışıyor yani. Toz pembe değil orası. Dün ilk kez yemekte kavga çıktığına şahit oldum. İnsanlar yemek kalmadı diye yemekhaneye laf atmaya - bağırmaya başladı. Hani şu bedava yemek dağıtılan yer, oradan bahsediyorum. Hani herkesin gönüllü çalıştığı, halkın getirdiği malzemeler ile o sıcakta ateş önünde yemek pişiren arkadaşlar; heh işte onlara bağırıyorlardı 'Madem yemek kalmayacak söyleyin lan, ne diye sıra beklettiniz' diye. Birbirlerini dövüyorlar olmasın diye ağzının orasına çarpamıyorsun da. Sabah çöp toplayan ekip ilk kez sinirliydi bugün. Kırık bira şişesini temizlemekten yoruldular. Yerlerden izmarit toplamaktan sıkıldılar. Artık çatlak sesler yükseliyor, görün bunu artık
Park düşüyor
Park düşüyor. Park işi sadece lay laya vurdu. Gece 2'den sonra zor yürüyor insanlar alkolden. Hiç bir şey kazanmadığımız halde kazandık havalarına girdik.
İşin kötüsü kazandık havasından bile sıkıldık artık. O bile bitiyor. Gezi düşüyor. Gezi bir tane bile olası bir istek belirtmeden dağılmak üzere.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











